Ahiyan: Ahilik Kültürünü Tanıtım Sitesi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa

Bugünün Yesevîsi

E-posta Yazdır PDF


YeseviHep düşünmüşümdür: “Acaba Hazret Sultan Yesevî bugünkü dünyada yaşıyor olsa idi, mesajlarını topluma iletmek için nasıl bir yöntem izlerdi?” Ya da: “Bugünün Yesevîsi nasıl birisi olurdu?”

 



Dr. Hayati BİCE  

Bu soruları yanıtlamak için tarihte yaptıklarından hareket etmekten, Yesi’deki Yesevî dergâhında yaşananları yansıtan menkıbelerden yola çıkmaktan başka bir yöntem yok görünüyor. O halde öyle yapalım…

Ahmed Yesevî’nin irşad yöntemini incelediğimizde içerisinde yaşadığı topluma, o toplumun dilinden ve kolayca anlayabilecekleri kavramlar aracılığı ile hitab ettiği görülür. Sadece neden şiirlerini Türkçe söylediğini izah ettiği hikmetinde mahşer yerinde mutlu olacak kişilerin Burak’a ata biner gibi binerek, başlarındaki börkleri de gösterişli bir şekilde takacaklarını ifade eden sahneyi hatırlayalım.(1) O zaman hemen söyleyebiliriz ki, Yesevî bugün yaşasaydı öncelikle Kur’an ve hadis anlamını kavramaları için topluma Kur’an-ı Kerîm ve sünnet mesajlarının ulaşması için en etkili yöntemleri tercih edecektir. Bu yöntem ise günümüz şartları göz önüne alınırsa görsel medya olan TV, sinema ve internet olurdu. Bu araçlar kullanılarak topluma mesaj iletilmesinde kullanılacak dil de günün yaşayan Türkçesi olmak durumunda idi. Ancak mesajın yeryüzünün global bir köy haline geldiği günümüz dünyasının tüm insanlarına ulaşması için yaygın dünya dillerinde de tebliğ imkânlarının zorlanması gerekecekti. Daha 16. yüzyılda Yesevî dervişi Sultan Ahmed Hazînî tarafından kaleme alınan risâlelerde Yesevîyye tarikatının olmazsa olmaz şartları arasında sayılan “mekân” konusunu hatırladığımda Yesevîlik şanına layık bir merkez dergâh-âsitâne teşkil edileceğini de tahmin ediyorum. Yesevî külliyesinin mimarî ayrıntılarına dikkat edilirse bu dergâhta zengin bir kütübhane, iyi organize edilmiş bir arşiv-müze mutlaka bulunacaktır. Halvete girecek dervişler için kırk hücreli bir halvethane, misafirler için konaklama tesisi, fukaraya hizmet verecek bir mutfak ile bir sosyal tesis külliyenin bölümleri arasında yer alır.

Bu şekilde çağdaş bir yorum ile ortaya çıkacak maddî yapılanmanın içini dolduracak manevî etkinlikleri sürdürecek dervişler, bilinçli ve genel kültür düzeyi halk ortalamasının çok üzerinde kişiler olarak geleceğin mürşidleri olmaya aday, seçilmiş öncüler olarak görülmelidir. Bu dervişlerin eğitiminde asliyetinden saptırılmadan titizlikle uygulanacak tasavvufî faaliyetler yanında Kur’an-ı Kerîm bilgileri başta olmak üzere İslâm ilimleri, uzmanlık düzeyinde ayrıntılandırılarak gruplar şeklinde çalışılmalıdır.

Dergâh faaliyetlerinin esas konularından birisi Yesevî hikmetlerinin analiz ve yorumudur. Yesevî hikmetlerinin yeni bestelerle yorumlanarak zikir meclislerinin ana unsurlarından birisi olarak yaşatılması için tarihteki Yesevî-Han meclisleri canlandırılmalıdır. Yesevîlik coşku ve heyecanının besleyen bu meclislerde uyandırılan gönüllerin bilinçli algılama düzeyine erişmeleri için Yesevî hikmetleri üzerinde şerh çalışmaları yürütülecektir. Böylesi bir ocağın ayrılmaz bir parçası da İslâm sanatlarının teorik ve pratik öğretim/eğitiminin yapıldığı atelyeler olmalıdır.

Tabiî bu hayâlî yapılanmanın kilit taşı, dergâhın başında görev yapacak olan Yesevî-meşreb mürşîddir. Eğer Yesevî ufkunu taşıyacak nitelikte çağdaş bir mürşîd zuhur ettiğinde, diğer tüm gereklerin kendiliğinden oluşması ihtimal dâhilindedir. Ancak ortada ‘Yesevî-meşreb bir mürşîd’ yok ise isterseniz dünyanın en görkemli dergâhını, en mükemmel tesisini inşâ edin; sonuç alınması mümkün değildir.

Yesevîlik tarikatının esasları arasında sayılan “sultana bağlılık” kuralı bugün için yorumlandığında bu tasavvufî faaliyetin kaçak-göçek, gecekondu kültürü çerçevesinde değil toplumun gözü önünde ve siyasî-ekonomik erk sahiplerinin bilgisi ve maddî desteği ile yürütülmesi anlaşılmalıdır. Erk sahiplerinin tasavvufî faaliyeti sahiplenmesi değil, tasavvufî faaliyete engel olucu bir olumsuzluktan sakınmaları tercih edilmelidir.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat anlayışının “Ulü’l-emre itaat” kabulünün siyasi erk sahiplerince zaman zaman istismar edildiği bilindiğinden ilk anda boyun eğme anlamında anlaşılabilecek “rabt-ı sultan” kuralının sağlıklı işleyişinde baskın gücün manevî otorite olarak kabulünün önemine dikkat etmek gerekecektir.

(16. yüzyılın Yesevî dervişlerinden Sultan Ahmed Hazînî’nin ‘Menbâü'l-Ebhâr Fi Riyâzi'l-Ebrâr’ kitabında yer alan, İstanbul’da bir Yesevî dergâhı kurma isteğinin zamanın Osmanlı sultanı ve yakın çevresi tarafından kabul görmemesi üzerine dile getirdiği sitemleri hatırlamalıyız. Eğer Hazînî’nin bu hayırlı dileği, Osmanlı İmparatorluğu’nun zevalinin tam da başlangıcında ‘zamanın egemenleri’ tarafından kabul edilip Türkistan ile organik bir bağ teşkil edeceği belli olan böyle bir Yesevî dergâhı İstanbul’da faaliyete geçirilebilse idi acaba Osmanlı’nın âkıbeti ne olurdu? Türk dünyası arasındaki ilişkiler nasıl gelişirdi? diye sormaktan kendimi alamıyorum. İstanbul’un bir tepesini süsleyen bir Yesevî dergâhı için sarf edilecek paranın o günün (16. yüzyıl sonu) Osmanlı maliyesi için ne kadar küçük bir meblağ olacağını düşününce insanın üzüntüsü katmerleniyor. Ve ne yazık ki tarihi yeniden yazmak mümkün değil…)

Bugünün gerçeği olan pek çok konunun, değil yüzyıl öncesi daha 10–15 yıl öncesinin hayâli olduklarını hatırladığımda çağın diliyle çağa seslenen bir Yesevî akımının Türk yurtlarından başlayıp dalga dalga tüm dünyaya yayılabileceği günleri hayâl etmek istiyorum.

O günlerde dünyanın Türkçe konuşan müslümanları yepyeni bir ruh ile adetâ yeniden doğacaktır; bir daha asla ölmemecesine… ‘Ölmeden önce ölme’nin sonsuz zevki ile ebediyete doğarak ölümlere meydan okuyan o günün Türkleri önünde durabilecek bir güç olabileceğini düşünemiyorum.(2)

İşte o gün Hazret Sultan Yesevî, Türkistan ufuklarından yükselecek hikmetler dökülen sesini taşıyan kutlu nefesi ile Orhun’dan Tuna’ya tüm Türk yurtlarını yine -ve yeniden ısıtacak- ve ışıtacaktır.

Ne mutlu bu kutlu hayâli gerçeğe dönüştürecek olan ulu maneviyat önderlerine…

Ne mutlu o manevî dönüşümün ‘öncü dervişleri’ olacak genç alp-erenlere… 

 --------------------------------

1 Yesevî’nin bu şiirindeki imgeler çok dikkat çekicidir:

  “Ayet hadis anlamı Türkçe olsa uygundur,
    Anlamına yetenler yere koyar börkünü...
      (…)
    Amel işleyen alimler dinimizin çırağı,
    Burak biner mahşerde eğri koyar börkünü...”

Tamamı için bkz. Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet (71. Hikmet), Haz. Dr. Hayati Bice, TDV Yay., Ankara, 2009, s.181.

2 10 Aralık 2010 günü Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezi’nin Yunus Emre salonunda başlanacak ve her Cuma günü aynı saatlerde devam edilecek  Dîvân-ı Hikmet Okumaları programında Yesevî hikmetleri, Yesevî menkıbeleri ve Günümüzde Yesevîlik konuları yanında bu tür güncel konular da  işlenecektir.

http://www.millethaber.com/65586-Bugunun_Yesev%C3%AEsi_haberi.html