AHİYAN

Ahilik Kültürünü Tanıtım Sitesi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Ebe Ana

Yazdır PDF

Domaniç Osmanlı Devletinin kuruluşunda en önemli merkezlerden biri ve belki de birincisidir. Zira bu cihan devletinin hazırlığı Domaniç'te yapılmış, mayası burada atılmıştır, Oğuz soyunun bütün güzellikleri ortaya çıkarılmış, temiz ve riyasız âdil bir sistem kurulmuştur. Domaniç halkı, kuruluşla ilgili hatıra ve efsaneleri çok canlı olarak yaşatmaktadır. Öyle ki, Domaniç'e geldiğinizde sizi Osmanlı nostaljisi sarar. Her tarafta efsaneler yaşar. Domaniç güreşleri, Hayme Ana, Beşik Çamı, Ermeni Beli, İkizce Savaşı, Sivri, Osman Bey'in Doğumu, Iktalar, Karakeçili Türkmenleri... gibi pek çok .. yaşamaya başlarsınız.

Bu yazımızda Domaniç-Saruhanlar köyünde türbesi bulunan Ebe Ana efsanesinden basedeceğiz: Saruhanlar Kalesi tarihte Orinas Kalesi olank zikredilir. Rumu, Bizans'a geçmiştir. Türkler, Domaniç'te yoğunlaşmaya Çarşamba ve Saruhanlar yöresinde başlanmıştır. Zira Çarşamba'da başpiskoposluk, Saruhanlar'da ise kale bulunmaktadır. Bu durum "Türk Fetih Siyaseti"ne çok uygundur. Çünkü Türk fethinde meskun mahallin hemen yanında çadırlar kurulur, kilisenin yakınına cami yapılır, kalenin etrafına yerleşirdi. Böylece gayet barışçı ve örnek davranışlar sergilenerek fetih gerçekleştirilirdi.

Ebe Ana

Hayme Ana, Kayı Boyu ile Çarşamba'da, Ebe Ana Avşar boyu ile Saruhanlar'a yerleşmişlerdir. Bu iki kutlu Ana toprağı "Vatan" yapmamızda önemli görev görmüşlerdir, Vatan ve ana.. Orinos tekfuru Türklerin bölgeye yerleşmelerini kendisi açısından tehlikeli görmekte, ancak onlarla çatışmaya girmekten çekinmektedir. Çünkü bir saldırı halinde Türkler doğrudan kaleyi hedef alacak ve tekfurun hakimiyeti son bulacaktı.

Türkler Bizans halkına hiçbir zarar vermemekte, hatta pek çok konuda onlara yardımcı olmaktadır. Bizanslılar Türklerin yiğitliğine, "yardımseverliğine, çalışkanlığına, doğruluğuna... hayran olmaktadır. Saruhanlar'da Türkler yeni yerleşmelerle sayılarını ve güçlerini artırmaktadır. Tarlalar açılmakta, at, koyun yetiştirilmekte, kilim keçe dokunmaktadır. Derelereden, tepelerden ezan sesleri duyulmakta, türküle; yankılanmaktadır. Nalbant Hüseyin Dede, âhiyan-ı Rum'dandı. Anadolu'nun fethinde sivil teşkilatlar olan bacıyân-ı Rum ile beraber âhiyan-ı Rum'da önemli görevler yerine getirmekteydi. Bu teşkilat, köy, kasaba ve şehirlerde açtıkları ocaklar ile Türkmenlik ruh ve şuurunu, İslam ahlak ve prensiplerini yaymaktaydı. Cevherli, özlü bir teşkilattı. Nalbant Hüseyin Dede; Kayı'nın, Avşar'ın, Dodurga'nın, Eymür'ün... Kısaca bütün Oğuz'un bineğe yeni gelen tayları, doru, al atları hiçbir ücret almadan nallamaktadır. O'nun nalcıhğı öyle ünlenmiştir ki, yöredeki Bizanslılarda atlarını nallattırmak için ona gelmektedir.

Onun nalladığı Türkmen atlarının süvarileri Domaniç'ten Söğüt'e, Sultanönü'ne, itbumuna... bir uçtan bir uca koşarak çevreyi tanımaktadır. Kaleleri, derbentleri bellemektedir. Yarınki büyük zafere acele etmeden, temkinli olarak hazırlanmaktadır. Nalbant Hüseyin Dede, akşamları obanın erkeklerini toplayarak onlara dini-milli efsane ve menkıbeler anlatmaktadır. Gündüzleri işinde, gücünde mütevazı insanlar olarak hayatlarını sürdüren bu topluluğa, geceleri adeta bir kanat takılmakta âlemlerden âlemlere uçurulmaktadır. İstanbul hayâlinden, Bursa rüyasından, büyük fetihten, nizam-i âlemden söz edilmektedir. Bu mütevazı insanlar, aldıkları hedeflere ulaşmak için devleşmektedir. Nalbant Hüseyin Dede, obanın Dede Korkut'uydu. Bütün müşkülleri o halleder, küskünler barıştırır, ileri gidenleri ikaz eder, geride kalanları hızlandırdı. Bazen Kolca Kopuzunu eline alır, içli türküler söylerdi. Nalbant Hüseyin Dede'nin eşi olan Mümine Hatun bacıyân-ı Rum'dandı. O da tıpkı kocası gibi obanın eğiticisi ve bilgesiydi. Kız çocuklarına Kuran-ı Kerim okumasını öğretirdi.

İslam'ın ve Türklüğün ulu hatunlarının hayatlarını anlatarak, onların örnek alınmasını isterdi. Evleri yoksulların sığınağı idi. Her kimin ki bir ihtiyacı var ise kapıları açıktı. Hatta yoksul Bizanslılar bile gelerek onların evinden ihtiyaçlarını karşılardı. Karı-Koca; yoksulların dayanağı, ümitsizlerin çerağı, yüksek ülkülerin kaynağı idiler. Nalbant Hüseyin Dede ile eşi Mümine Hatun'un Ebe Ana adlı bir kızları vardı ki Allah onu sanki insan suretinde yaratmış bir melekti. Kâfir-müslüman ayırt etmeksizin herkesin iyiliğine koşardı. Yöredeki her bebek O'nun ellerine doğardı. Her doğum yapan ananın elini o tutardı. Ebe Ana, doğan her çocuğa sevinerek, Allah'a şükrederek dua ederdi Her çocuk Allah'tan, kutsal bir emanetti. Her çocuk emanetti. Her çocuk ümitti. Obanın büyümesiydl Hedefe biraz daha yaklaşmaktı. Gebe kalan her kadın önce Allah'a sonra Ebe Ana'ya güvenirdi. O sanki eski çağlarında gebe kadınları koruyan umay isimli bebekti. Doğan bebeklere mutlaka o Islami bir de Türki isim koymusdu. Ilk müslüman devlet başkanı Saltuk Buğra Han'da Abdülkerim adını alarak bu geleneği başlatmıştı. İsterdi ki bu güzel gelenek sonsuza kadar devam etsin.

Gün ikindiye dönmüştü Gölgeler uzamış ormanlık dağ yamaçları kararmaya başlamıştı. Orinas kalesinden gelen bir grup atlı, tekfurun akrabalarından bir kadının doğum sancılarının başladığını, Ebe Ana'nın doğuma gelmesi için ricada bulundu. Nalbant Hüseyin Dede, kızına hazırlanmasını söyledi. Bu durum her zaman olagelen bir/hadiseydi. Ancak Mümine Hatun'un şevkat dolu yüreği ilk kez burkuldu. Ter bastı. Ama bir şey diyecek durumda değildi Ebe Ana, tekfurun akrabası olan kadını doğum yaptırdı. Az tuzlu su ile bebeği yıkadı. Bezlere sarıp anasının kucağına verdi. Bebek ne kadar masum ve sevimliydi. Evet Peygamberimizin dediği gibi, her çocuk İslam fıtratı üzerine doğuyordu. Anne-babasının yetiştirme tarzına göre şekilleniyordu. Güneş batmış, akşamın alaca karanlığı gökyüzünü kaplamıştı. Ebe Ana Saruhahlara gitmek üzere kalktı. Oba karşı tepedeydi. Ebe Ana'nın yanına bir grup atlı verdiler. Kaleden dereye doğru inmeye başladılar.

Atlıların kalbine kötülük düştü. Atlarından indiler. Sahte gülücüklerle Ebe Ana'ya doğru yürüdüler. Ebe Ana ne olduğuna anlam veremedi. Aşağı doğru koşmaya başladı. Askerler de kovalamaya koştular. Ebe Ana koşarken karşısına insandan daha büyük bir kaya çıktı. "Yarıl ya taş!" diye temenni ile yalvarma arası bir ruh hali ile bağırdı. Kaya yarıldı Ebe Ana kayanın içine girdi, kaya tekrar kapandı. Kaya kapanırken Ebe Ana'nın bir göğsü dışarıda kaldı, Bizanslı askerler hayretler içinde kalarak kaçmaya başladılar. Bağrışmalara Türkmen çobanlan geldiler.

Hadisenin son sahnesine tanık oldular. Çobanların bir kaçı köpekleriyle askerleri kovalarken, bir kaçı kayanın etrafında olayı çözmeye çalışıyordu. Oba halkı kayanın etrafına toplaştı. Nalbant Hüseyin Dede ile Mümine Hatun perişan bir halde idiler. Ağıtlar birbirine karışıyordu. Obanın gençleri o gün orada Orinas kalesini almaya and içtiler. Birkaç gün sonra kale alındı. Barış içinde yaşamak isteyen Bizanslıların kalmasına izin verildi. Gitmek isteyenlere dokunulmadı. Nalbant Hüseyin Dede ile Mümine'Hatun günlerce, aylarca kayanın yanından ayrılmadılar. Yorgun ve ihtiyar yürekleri bu acıya daha fazla dayanamadı. Çobanlar bir sabah onları kayanın yanıbaşında ölü buldular. Mezarları kayanın yanına yapıldı. Bu bölümler oba halkının ruhunda derin etkiler bıraktı.

Yılda iki kez/sonbaharda harman sonu ve baharda tören yapılmaya başlandı. Törenlerde dualar edildi, Kuran-ı Kerim okundu. Kolca Kopuzla ağıtlar, türküler söylendi. Keşkek kaynatılıp yenildi. Bu törenler ilk zamanların canlılığı ve heyecanı ile halen devam etmektedir. Saruhanlar'dan Yalçın ailesi türbedarlık yapmakta, törenlerle ilgili tertip ve düzeni sağlamaktadır. , Ebe Ana'nın kayanın içine girmesi kültürel kodlarımızdan "Taş Kesilme Motifi"yle ilgilidir. Bu motif çok eski çağlardan ben Türk kültüründe bulunmaktadır. Başka eski kültürlerde de varlığı bilinmektedir.

Efsanelerde, "Taş kesilme motifi, taşlama, taşa dönüşme, taş olma" gibi özellikler canlı varlıkların cismani varlıkların değişmesi, ancak şekil ve suretlerinin aynı kalmasıdır. Taş kesilme motifi; Ebe Ana efsanesinde gördüğümüz gibi zorda kalanlara ilahi bir yardım olarak gerçekleşebilir. Büyüklere karşı hürmetsizlik, nimetlere şükretmeme, zorlamadan kaçış", taş kesilmesinin başka efsaneleridir. Anadolu'nun pek çok yerinde gördüğümüz; Kızlar Kayası, Gelin Kayası, At Kayası, Çocuk Kayası gibi efsaneler taş kesilme motifi ile ilgilidir. Ağrı Dağı, iki kızkardeşin taşlaması ile oluşmuştur.

Ebe Ana'nın kayanın dışında kalan; göğsü yüzyıllarca süt verdi, Kadının doğurganlığını ve şevkatini ifade etti. Törene gelenler kayanın başında dua ederler. Kayanın dibindeki temiz toprağı ağızlarına bir miktar alıp yutarlar. Toprağın şifalı olduğu inanırlar. Ayrıca küçük çıkınlarına bu topraktan koyup evlerinin köşelerine asarlar. Ebe Ana'nın taş kesilmesine Uzerine bir efsane de Manisa'daki Ağlağan Kadın efsanesidir. Bir kadının yedi kızı vardır Yedisini de öidüruıier, anneyi yaralarlar. Kadıncağız acılar içinde kıvranmış. Tanrı onun daha fazla acı çekmesini istememiş ve taşlaştırmış. Kaya tıpkı bir kadına benzer. Göz oyuklarından sızan sular kadının gözyaşlarıdır

Bu sızan sular, Ebe Ana'daki sızan süte benzemektedir. Ebe Ana efsanesi burada bitiyor. Ancak türbenin içinde bulunan dördüncü mezarın hikayesini anlatmamak her halde vefalı Şerife Ana'ya büyük vefasızlık olur. Türbede dört mezar bulunmaktadır, en başta kaya içine giren Ebe Ana, ikinci olarak Nalbant Hüseyin Dede, onun yanında eşi Mümine Hatun ve en sonda Şerife Ana mezarı. Mezarların üst tarafında büyükçe bir aşevi vardır. Avlunun başka yerlerinde tuvaletler, abdesthaneler ve oturma yerleri mevcuttur. Mezarlar ve aşevi yeşil boyalıdır.

Şerife Ana, Saruhanlar köyündendir. Ebe Ana efsanesini bilmekte, Nalbant Hüseyin Dede ile eşi Mümine Hatun'un hizmetlerine hayranlık duymaktadır Köyün karşı yamacında bulunan mezarlara hergün ziyarete gitmekte, onlara dua etmekte, ortalığı temizlemektedir. Öyle ki, mezarları bir gün ziyaret edemediğinde ruhu daralmakta, sıkıntıya girmektedir. Ancak Şerife Ana'nın köyden hergün ayrılması bazı kötü düşünceli insanların dedikodu yapmasına sebep olur. Sonunda dedi-koduları Şerife Ana'nın ağabeyleri duyar. Köyden ayrılmamasını tenbih ederler; Ama Şerife Ana bu ayrılığa bir türlü dayanamaz. Yine türbeye gidip gelmeye başlar. Ağabeyleri yine şiddetli bîr şekilde uyarırlar. Şerife Ana; Ebe Ana, Nalbant Hüseyin Dede ve Mümine Hatun ile manevi olarak kuvvetli bir bağ kurmuştur Şerife Ana'da tasavvuf yoluna girmiş, artık ermişlere karışmıştır. Onu ne dedi-kodular ve ne de baskılar yıldırmaktadır.

Sonunda kararını verir. Onun yeri artık sevdalandığı yer olan Ebe Ana yanıdır. Köyden ayrılır. Ebe Ana'nın yanma gelir. Öyle içten bir dua eder ki, Allah canını sevdiklerinin yanında alır. Şerife Ana efsanesi, Sarı Kız Efsanesine çok benzemektedir. Zaten bu bölgede efsaneler, menkıbeler birbirine karışmaktadır. Bu da bölge halkının kültürel yakınlık içinde olduğunun bir delilidir.

AHMET URFALI
Kuruluşun Toprağı DOMANİÇ