Ahiyan: Ahilik Kültürünü Tanıtım Sitesi

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Ahilik Tarihi
AHİLİK TARİHİ

ANKARA’DA “AHİLER YÖNETİMİ (1290-1354)“ MESELESİ*

E-posta Yazdır PDF

ANKARA’DA "AHİLER YÖNETİMİ (1290-1354)" MESELESİ*

Araş. Gör. Celal METİN**

Giriş:

Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara, jeopolitik konumu gereği önemli bir ticaret, ziraat ve askeri üs olarak uzun bir tarihi geçmişe sahiptir. Osmanlı yönetimi boyunca bu özelliğinin bir kısmını yitirmiş olsa da Ankara, yine de önemli bir Osmanlı şehri olarak Cumhuriyete intikal etmiştir. Milli Mücadelenin merkezi olan ve tekrar ön plana çıkan Ankara, Yeni Türk devletinin başkenti olmuş, Anadolu şehir geleneği ile modern çizgileri birleştirmiş ve Türkiye’de modern şehirleşmenin öncülüğünü yapmıştır.

1071 Malazgirt Meydan Savaşından kısa bir süre sonra, Anadolu’nun büyük çoğunluğu gibi Ankarada Türklerin eline geçmiş; bu durum bir-iki el değiştirmeden sonra kalıcı olmuştur. XIII. ve XIV. yüzyıllar boyunca Anadolu’nun Türkleşmesine paralel olarak Ankarada bir Türk şehri özelliğini kazanmıştır. Selçuklu, Moğol- İlhanlı ve Osmanlı el değiştirme tarihi sürecinde Ankara zamanın anarşi döneminde, sosyo-ekonomik nitelikli dini bir örgütlenme olan ahiliğin etkisi altında kalmış ve ahi ileri gelenlerince yönetim ve idaresi en azından bir dönem üstlenilmiştir.

Bu çalışmamız, 1290- 1354 yılları arasında Ankara’daki ahi örgütlenmesinin ne olduğunu ve bu ahi örgütünün şehir yönetimini üstlenmesinin bir “cumhuriyet” olup olmadığının tartışılmasını içine almaktadır. Konu çerçevesinde dönemin siyasal olaylarına, Ankara’nın tarihi konumuna, ahiliğin içeriğine değinilecek ve bu konuyu çeşitli nedenlerle tartışan araştırmacıların görüşlerine göndermeler yapılacaktır.

Devamını oku...
 

Bir Kültürel Nehir: AHİLİK

E-posta Yazdır PDF


Nevval SevindiHerkes iş geliştirme, markalaşma, girişimcilik peşinde koşturuyor. Yerel kalkınmanın önemini yavaş yavaş kavrayan yöneticiler, işadamları ve politikacılar bir şeyler yapma peşinde.

Her yan fokurdayan bir kazan gibi buharı üstünde, heyecanlı. Bunların hepsi çok güzel elbette.

Ancak ne AB kadın girişimci eğitimleri, ne herkesin marka uzmanı olması ve pazarlaması bir model geliştirmeye yetmiyor.

‘Biz “biz” olmadan nasıl bir ortak payda etrafında felsefemiz var edilecek?’ sorusu cevapsız. Ortak değerler alanı yaratmamız ortak ideal getirecektir. İdeolojiyle bölük pörçük doğranmış zihni dünyamızın ve hayat tasavvurumuzun yeniden inşası felsefi bir zemin doğuracak bize.

Galip Demir1000 yıllık Ahilik geleneğini ve felsefesini ExpoChannel’da özel bir programda Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı Başkanı Galip Demir’le üç saat tartıştık. Gelen telefonlar inanılmaz bir heyecanla kültürel kökten kopan çığlıklar gibiydi. Eski, tarihte unutulmuş bir dinî akım sananların bile olduğu Ahilik elbette bir “yol”du. O nedenle bugün biz yolsuzluk sözcüğünü kullanıyoruz. Ahilikte sahtekarlık yapan, eksik gramajda ekmek satan “yolsuz” ilan edilirdi. Bu yoldan çıkana bütün kapılar kapanırdı. 
 

Devamını oku...
 

İBN-İ BATUTA'YA GÖRE ANADOLU'DA AHİLİK ve AHİLER

E-posta Yazdır


Osmanlı iktisadi ve içtimai tarihi açısından önemli bir yere sahip ve birçok yönüyle de orijinal bir Türk müessesesi olan Ahi teşkilatı, her yıl ekim ayı içerisinde kutlanmasından da anlaşılacağı üzere günümüz dünyasına kalan önemli bir mirastır. Ekseriyetle dini-tasavvufi bir yapıya sahip olduğu düşünülen fakat günümüzde dahi çeşitli meslek örgütlerine ve yardımlaşma kurumlarına pek çok açıdan örnek olabilecek nitelikte bir teşkilat olan Ahilik müessesesinin, oluştuğu ilk dönemler ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna tesiri hususunda nerdeyse bütün bilim adamları fikir birliğine varmıştır.
 

Bu makale ise, 14. yüzyılın ilk yarısında - yani Anadolu’nun Moğol istilası nedeniyle siyasi ve sosyo-ekonomik açıdan çözülüşe girdiği bir dönemde- Anadolu’ya gelmiş ve pek çok şehri gezmiş olan seyyah Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah el-Levati et-Tanci kısaca ve ekseriyetle kullanılan İbn-i Batuta’nın, orijinal ismi Tuhfetu’n Nüzzar fi Garaibi’l Emsar ve’l Acaibi’l Esfar adlı seyahatnamesindeki, Ahiler ve teşkilatları hakkındaki izlenimlerini ve buna verdiği tepkiyi ortaya koyma amacı taşımaktadır.[1]


İbn-i Batuta Ve Seyahatnamesi

Modern toplumlar için Tarih biliminin önemi yadsınamaz. Bu bakımdan yazılı ve sözlü kaynak, Tarih bilimi için birinci dereceden önemli bir ihtiyaçtır. Nitekim geçmişte var olmuş toplumları; kültürlerini, yaşam tarzlarını, ideolojilerini, kayda değer önemli olayları ancak ciddi bir yazılı kaynak ile gün yüzüne çıkartabiliriz. Bu cümleden olarak seyahatnameler de önemli bir kaynak grubu olarak görülür. Osmanlı Devleti, hâkim olduğu zaman ve mekân itibariyle gerek Doğu ve gerekse Batılıların ilgisini cezbetmiştir. Bu bakımdan başta İstanbul olmak üzere devletin temellerinin atıldığı Anadolu coğrafyası pek çok gezgine ev sahipliği yapmıştır. İbn-i Batuta Seyahatname’si de bu bakımdan oldukça önemlidir. Batuta her ne kadar Osmanlı Devleti’nin henüz kurulduğu bir dönemde Anadolu’ya gelmişse de verdiği bilgiler ile Osmanlı kültür ve medeniyeti üzerine fikir yürütmemize imkân sağlamaktadır.

Devamını oku...